Erdoğan 28 Şubat Sanıklarını Neden Affetti

Prof. Dr. Necmettin Erbakan'a ve 54. Hükümet karşı yapılan 28 Şubat post modern darbesinin sanıklarından Çevik Bir ve Çetin Doğan'ın Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesinin arkasında ki gerçek ne?


Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre 28 Şubat davası sanıklarına af getirildi.

28 Şubat Davası’nda hüküm giyen bazı generaller, ileri yaşları ve sağlık sorunları nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla affedildi ve tahliye edilecek.

28 ŞUBAT DAVASINDA TAHLİYE EDİLENLERİN İSİMLERİ

Affedilen isimler şu şekilde; "Çevik Bir, Fevzi Türkeri, Cevat Temel Özkaynak, Yıldırım Türker, Erol Özkasnak, Çetin Doğan, Aydın Erol, Haci Sülük, Aliefter Aslan, Avni Yılmaz, Sevda Yüksel, Gülbey Sarıoğlu, Süleyman Tuna, Abdulhekim Yılmaz"

Kobani davasının karara bağlandığı günün gecesinde 28 Şubat sanıklarının affedilmesi Ankara'da bomba etkisi yaptı. 

ÇETİN DOĞAN HASTANEDEN CEZAEVİNE GÖNDERİLMİŞTİ

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, sağlık sorunları nedeniyle 1 Mart'ta hastaneye kaldırılmıştı. Hastaneden 22 Nisan'da taburcu edilen 84 yaşındaki Doğan cezaevine gönderilmişti. Çetin Doğan’ın 'Sürekli hastalık ve kocama' raporu ise bir yıldır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde imza bekliyordu.

SİYASETTE YUMŞAMA MESAJLARINA DEVAM EDİLECEK Mİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP lideri Özgür Özel'in yumşama mesajları sonrası Kobani davası ile ipler terkrar gerilmiş, Özgür Özel yumuşamanın sözde kaldığı belirten açıklamalarda bulumuştu. 

Ankara kulislerinde Erdoğan'ın yumşamadan yana olduğu ve yaş sınırına takılan 28 Şubat sanıklarını affederek gerekli mesajı verdiği konuşulmakta. 

ÖZGÜR ÖZEL ERDOĞANDAN ÖZEL İSTEKTE Mİ BULUNDU?

Ankara kulislerinde konuşulan bir diğer konu, Erdoğan ile Özgür Özel'in Ak Parti Genel Merkezinde yaptığı görüşmede, Özgür Özel'in sağlık sorunları ve yaşları sebebiyle Çevik Bir ve Çetin Doğan'ın affedilmesini Cumhurbaşkanından özellikle talep ettiği, Erdoğan'ın da Kobani davasının kararının açıkladığı günde bu talebe olumlu karşılık vermek amacıyla böyle bir karar aldığı. 

28 ŞUBAT'TA NE OLMUŞTU?

Genel bir kanı olarak 28 Şubat 1997 darbesi aynı tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonucunda yayınlanan tavsiye kararların ilanıyla başlatılsa da süreç 4 Şubat'ta Sincan'da geçiş yapması ile başlatılabilir.

Süreçte Başbakan Necmettin Erbakan'a TSK tarafından yapılan bilgilendirme ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Genelkurmay Başkanlığı'na çağırılması darbenin ayak sesleridir.

Ardından 28 Şubat 1997 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başkanlığında toplanan ve yaklaşık dokuz saat süren MGK toplantısı sonrasında 20 maddelik karar bildirisi yayımlandı.

Bildiride laiklik ilkesi titizlikle uygulanacak, tarikat okulları bakanlığa devredilecek, sekiz yıllık zorunlu eğitim uygulanacak, Atatürkçü din adamı yetiştirilecek, dini tesis Diyanet İşleri Başkanlığı'nca izne tabi olacak, tarikatların faaliyetlerine son verilecek, ordu aleyhine yayınlar denetlenecek, ordudan atılanlar istihdam edilmeyecek, bürokrasi ve yargı irticadan temizlenecek, dış kaynaklı irtica tehdidi önlenecek, mezhep kışkırtıcı faaliyetler engellenecek, yasalara uymayan yetkililer yargılanacak, Kılık Kıyafet Kanunu tavizsiz uygulanacak, silah ruhsatları yeniden düzenlenecek, kurban derisi toplama denetime alınacak, özel üniformalı korumalar kaldırılacak, ümmet esaslı diplomasi önlenecek, Atatürk karşıtı suçlara taviz verilmeyeceği yer alıyordu.

Bir anlamda bildiri "irtica" ve "Atatürkçülük" temeli üzerine inşa edilmişti.

Bildiri yayınlanır yayınlanmaz kamuoyunda soğuk duş etkisi yaptı. Dönemin gazeteleri MGK kararlarını "Muhtıra Gibi Tavsiye", "En Uzun Gün", "Ordudan Ambargo", "Laiklik Uyarısı", "Ordudan Son Uyarı" "Darbesiz İndiririz" başlıklarıyla manşetlerine taşıdılar.

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan kararları ilk etapta imzalamak istemedi fakat mecliste siyasi partilerden bir destek bulamadı.

REFAH-YOL Hükümetinin ortağı Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller de Erbakan'ın başbakanlıktan çekilmesi yönünde bir tavır aldı.

Necmettin Erbakan siyasi yalnızlığın bir sonucu olarak daha fazla dayanamadı, 5 Mart'ta kararların bazılarına imza atmak zorunda kaldı.

Asker tatmin olmadı, ülkedeki tansiyon yine de düşmeyince 21 Mayıs'ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Refah Partisi'ni (RP) kapatmak için dava açıldı.

Süreçte Genel Kurmay Başkanlığı tarafından "Batı Çalışma Grubu" kuruldu ve 18 Haziran 1997 tarihinde Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifası ile 28 Şubat darbe süreci olgunlaştı.

30 Haziran'da Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz başkanlığında Demokratik Sol Parti (DSP) ve Demokrat Türkiye Partisinin (DTP) yer aldığı ANASOL-D Hükümeti kuruldu.

Tarihler 16 Ocak 1998'i gösterdiğinde RP mahkeme kararıyla "demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranarak, devletin ülkesi ve milletin egemenliği ilkelerini çiğnediği ve irticai faaliyetlerin odağı olduğu" gerekçesiyle kapatıldı.

Necmettin Erbakan'ın milletvekilliği düşürülerek beş yıl siyaset yasağı geldi. Böylece 54. Hükümet demokratik yönetime müdahalelerle düşürüldü.

28 Şubat bu sonuçlarla sona ermedi. 28 Şubat sonrasında ordudan personel ihraçları, darbeyi desteklemeyen firmaların kara listeye alındığı, İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın okuduğu şiir nedeniyle mahkûm olduğu, üniversitelerde baş örtüsü nedeniyle krizlerin yaşandığı bir döneme adeta sürece girildi. 

Darbe mi, değil mi?

Her şeyden önce 28 Şubat denilince anlaşılması gereken husus isimleri "28 Şubat Süreci", "28 Şubat Kararları" veya "28 Şubat Olayı" olarak farklı perspektiflerle anılsa da askeri darbe olarak tanımlanması gerektiğidir.

Alışılagelmiş genel geçer ve tarihi süreçteki askeri darbelerdeki gibi ordunun direkt yönetime el koyduğu bir anlayışla gerçekleşmemiştir.

Bu sebeple diğer darbelerden farklı bir yapısı bulunmaktadır. Süreçten kasıt aslında darbenin bir süreci olarak değerlendirilmelidir.

Esasen Türkiye Turgut Özal dönemiyle birlikte 1980 öncesinde kapalı toplum yapısından çıkarak dünya ile çok yönlü ilişkiler sürdüren bir küresel dünya düzenine adaptasyon sürecine girmişti.

İşte böyle bir ortamda 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980 tarihlerindeki gibi askerin kışlasından çıkarak, sokağa çıkma yasağı ilan ettiği süreç söz konusu olmadığı için ordu yönetime farklı bir zemin üzerinden el koydu.

Nitekim bu özellikleri bakımından 28 Şubat "postmodern darbe" olarak da nitelendirilmektedir. 

 

Bakmadan Geçme