Mahmut Arıkan Türkiye'de Adalet Suçluyu Cezalandıran Değil Muhalefeti Susturan Sopaya Dönüştü
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM'de düzenlenen Grup Toplantısı'nda konuştu. Arıkan yaptığı konuşmada adalet sisteminden emekli maaşlarına, sanal kumardan dış politikaya kadar geniş bir yelpazede iktidara sert eleştiriler yöneltti.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM'de düzenlenen Grup Toplantısı'nda konuştu.
Saadet Partisi Lideri Arıkan'ın konuşmasında öne çıkanlar:
'ADALET SARAYI DENİLEN YERLERDE 'ADALET' DAĞITILMIYOR'
'Bugün; 78 insanımızın canına mal olan, elim bir facianın, Bolu Kartalkaya Otel Yangını'nın birinci yılıdır. Bu yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, yakınlarına ve ailelerine başsağlığı diliyorum.
Evet, bir yıl geçti… 'Belediye' ve 'Bakanlık' arasında karşılıklı suçlamalarla geçen bir sürecin ardından yapılan yargılamalar ve verilmeyen cezalar toplum vicdanını kanattı.
78 insanımızın hayatını kaybettiği bir faciada bile suçluyu korur, denetim yapması gerekeni kayırır ve hiçbir ceza vermezseniz bu ülkede yeni yaşanacak facialara davetiye çıkarmış olursunuz.
Soruyorum; 301 madencimizin can verdiği Soma'da hesap sorsaydınız, Çorlu Tren faciası yaşanır mıydı? Çorlu'da hesap sorsaydınız, Kartalkaya faciası yaşanır mıydı? Kartalkaya'da hesap sorsaydınız, Dilovası Parfüm Fabrikası'ndaki facia yaşanır mıydı?
Değerli arkadaşlar, yakın tarihimizin en büyük yıkıcı felaketlerinden biri olan 6 Şubat depremlerinin 3'üncü yılına giriyoruz. Daha dün 72 canımızı kaybettiğimiz İsias Otel davasında karar verildi.
Bu felaketlerin ardından verilen kararlar, vicdanları rahatlatmak yerine daha da yaralamıştır. Çünkü bu felaketlerin asıl sorumluları, asıl kusurluları hl elini kolunu sallayarak geziyor. Çünkü 'Adalet Sarayı' denilen yerlerde 'adalet' dağıtılmıyor.'
ADALETE GÜVEN VAR MI?
'Adalet Bakanımız, 22 yıl önce Türkiye'de 87 adliye vardı; şimdi 366 adalet sarayı var' diye övünüyor… Peki! Bu sarayların içinde adalet var mı? Adalete güven var mı? 2025 yılında yapılan bir araştırmaya göre yargıya güven %27. Yani Türkiye'de her dört kişiden üçü yargıya güvenmiyor!
Türkiye'de cezaevlerinin kapasitesi 305.286 kişi. Ancak cezaevlerinde bugün 420.904 insan var! Bunların 57.503'ü tutuklu!
Dikkat buyurunuz; 'hükümlü' değil, 'tutuklu' diyorum. Tutuklu ne demek: hakkında hüküm verilmemiş insan demek.
Neden böyle? Çünkü tutuklamalar Türkiye'de tedbir olmaktan çıkıp bir cezalandırma aracına dönüştü.
Daha açık söylüyorum: Türkiye'de adalet, suçluları cezalandıran değil, muhalefeti susturan bir sopaya dönüştü.'
'TÜRKİYE'DE PARALEL ANAYASA GERÇEĞİ VARDIR'
'Üzülerek söylüyorum ki bugün Türkiye'de bir 'paralel anayasa' gerçeği vardır. Paralel devleti tasfiye edeceğiz diye çıkılan yolda Türkiye; paralel anayasa, paralel hukuk, paralel adalet düzenine mahkûm edildi. İktidarsanız ayrı, muhalifseniz ayrı bir hukuka, ayrı bir anayasaya muhatap kalıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, insanlık tarihi boyunca iktidarların; muhalifleri, düşünürleri, yazarları, gazetecileri tuttuğu hapishaneler olmuştur… Fransa'nın Bastille'i, İngiltere'nin Londra Kulesi, ABD'nin Guantanamo'su ve Alcatraz'ı bunların en ünlüleridir. Bizdede, şu anda içerisinde bulunduğumuz Meclisimize beş dakika uzaklıktaki Ulucanlar Cezaevini örnek verebiliriz… Bir dönem; Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Osman Bölükbaşı, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş ve hatta aramızda bulunan, Grup Başkan Vekilimiz Selçuk Özdağ hocamız gibi daha nice siyasetçi, gazeteci ve aydın Ulucanlar zindanında tutuldu. Kimse unutmasın! Bir zamanların kudretlilerinin zindanı olan Ulucanlar, şu an bir müze, bir ibret müzesi! Ama tarihimiz adına gurur değil, utanç duyulan bir müze. Türkiye'de maalesef son dönemde öyle bir hukuk işletiliyor ki; bu listeye artık Silivri'yi de ekleyebiliriz. Çünkü son sürat oraya doğru gidiyoruz.'
'BU HUKUK ADİL DEĞİLDİR'
'Geldiğimiz noktada görüyoruz ki adaletin olmadığı yerde toplumsal barış olmuyor. Kartalkaya faciasının sorumlularını koruyan hukuk, akademisyenleri tweet attı diye tutukluyorsa bu hukuk adil değildir. İnfaz düzenlemesi adı altında katilleri, dolandırıcıları, uyuşturucu baronlarını, gaspçıları affeden hukuk, gazetecileri tutukluyorsa bu hukuk adil değildir. Ülkenin pırıl pırıl çocuklarını katledenleri birkaç yıl semirtip salıveren hukuk, para etmeyen ürünü için isyan eden çiftçiyi cezalandırıyorsa bu hukuk adil değildir. Ahmet Minguizzi'nin acısı yüreklerimizde tazeyken, şimdi de Atlas'ın acısı düştü yüreğimize! Her iki evladımızın ailesine de sabırlar diliyorum. Bir düşünür 'adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir' der. Sosyal cinnetin de, sosyal rezaletlerin de, ekonomik krizin de nedeni işte bu adaletsizliktir!'
'HAKLARINI ALAMAYANLAR'
'Türkiye bir mağdurlar cenneti haline geldi! Bugün aramızda, mağduriyetlerine dikkat çekmek, bir çözüm bulmak ümidiyle TBMM'ye gelen misafirlerimiz var. Atanamayan Uzmanlar Derneği Genel Başkanı Mustafa Gündeşli ve üyeleri buradalar; ben de kendilerine hoş geldiniz diyorum. Eski Uzman Çavuşlarımız kanunla güvence altına alınan hakların işletilmesini talep ediyor. Kanunda: '7 yıl hizmet süresini tamamlamış olanların atanma hakkına sahip olduğu' hakkında hüküm var. Yani, hukuk doğru işletilse bir mağduriyet oluşmayacak. Ancak yine keyfi bir engelleme söz konusu. Buradaki talep nettir: atama hakkı eksiksiz uygulanmalı, eşitlik ve adalet ilkesi istisnasız işletilmeli ve mağduriyet üreten tüm belirsizlikler son bulmalıdır. Yine aramızda başka bir mağdur grup, Fahri Kuran Kursu Öğreticileri Platformu adına Başkan Saliha Şentürk hanımefendi ve üyeleri var; onlara da hoş geldiniz diyorum. Fahri Kuran Kursu Öğreticilerimiz 15 yıldır mağdur! 4-6 yaş kuran kurslarında evlatlarımızı yetiştirenler, defalarca söz verilmesine rağmen 15 yıldır kadro hakkını alamadı! Yapılacak şey bellidir! 15 yıllık kadro ve özlük hakları teslim edilmeli; görevde olup olmamaya bakılmadan, SGK prim baz alınarak yılların tecrübesine kadro verilmelidir. Sigortaları 30 güne tamamlanarak emeklilik hakkı sağlanmalıdır! İktidara geldikleri günden beri Kamu İhale Yasası'nı 206 kez değiştirmeyi bilenler için bu düzenlemeler elbette zor değildir!'
'SURİYE'DE TÜM MESELELERİN ZOR YOLUYLA DEĞİL, MÜZAKERE EDİLEREK ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR'
'15 Mart 2011'den 8 Aralık 2024'e kadar devam eden iç savaşın ardından Suriye'de yaşanan gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Suriye'nin toparlanmasına ve toprak bütünlüğünün tesisine yönelik her adımı olumlu karşılarken, çatışmaları körükleyen ve yeni yaralar açılmasına sebep olacak her hamleyi endişe ile izliyoruz. Biz komşu ve kardeş ülke Suriye'de Suriyeliler arasındaki tüm meselelerin zor yoluyla değil, müzakere edilerek çözülmesi gerektiğine inanıyoruz. Suriye yönetiminin ülkenin tamamında Suriyelilerin rızası ile, desteği ile kontrolü ele alması, Suriye'nin toprak bütünlüğünün tüm Suriyelilerin kalplerine dokunularak sağlanması ve hiçbir Suriyelinin saçının telinin zarar görmeyeceği bir ortamın oluşturulması hepimizin temennisidir. Suriye'de hiç istemediğimiz durum, çatışmaların yeniden alevlenmesi ve can kayıplarının artmasıdır. Ne kadar uzun sürerse sürsün meselelerin müzakere yoluyla çözülmesi en sağlıklı yoldur. Suriye'deki her gelişmenin hem ülkemize hem de bölgemize etkisi yadsınamaz. Şam'ın, İdlib'in, Halep'in, Kobani'nin, Kamışlı'nın huzuru; Ankara'nın, İstanbul'un, Hatay'ın, Gaziantep'in, Diyarbakır'ın huzurudur. Türkiye'ye düşen; silahların susması, çatışmaların durması, müzakerelerin devam etmesi için çalışmak, tüm Suriyelilerin rızasını gözeten yönetimi ve Suriye'yi yeniden inşa edecek süreci desteklemektir. Bölgede etkin olmanın yolu; konjonktüre bakarak ve çıkar hesapları yaparak sabun köpüğü kıvamında günü birlik taktikler geliştirmek değil, bölge halklarıyla ve ülkeleriyle emperyal politikalara ve tuzaklara karşı hak ve adalet ekseninde heybetli dağlar gibi uzun soluklu stratejiler üretmekten geçer. Sorumluluğumuz gereği şunu bir kez daha hatırlatıyoruz: İsrail'i işgal ettiği Suriye topraklarında tutan, Suriye'yi ABD'nin nüfuz alanına dönüştüren politikalara ortak olmanın kimseye zerrece faydası olmayacaktır. Bölgede ABD ve İsrail'e istediklerini vererek elde edilen kazanımların hiçbiri garanti kapsamında değildir ve üzerinde siyaset yapılacak sağlam bir zemin oluşturamaz.'
''YAŞANABİLİR BİR TÜRKİYE' TALEBİNİ KARŞILAMAYAN 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİ BİZİ HİÇBİR YERE GÖTÜREMEZ''
'Bölgemizde böyle bir sürecin yaşandığı bir dönemde Türkiye'de iktidar, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nu askıya almayı değil, daha sıkı çalıştırmayı düşünmelidir. Basit taktiklerle günü kurtarmanın değil, stratejik düşünerek geleceği inşa etmenin peşinde olmalıdır. Yıllardır izlenen yanlış politikalar neticesinde oluşan tüm mağduriyetleri giderecek, toplumsal bağları güçlendirecek samimi adımları atmalıdır. Biz, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun seçim ve koltuk hesabıyla değil de adalet ve barış niyetiyle doğru bir şekilde çalıştırılmasının sadece ülkemizde değil, tüm bölgede barış ve kardeşlik iklimi tesis edebileceğine inanıyoruz. 'Yaşanabilir Bir Türkiye' talebini karşılamayan 'Terörsüz Türkiye' süreci bizi hiçbir yere götüremez. Adaleti tesis etmek ve toplumsal bir uzlaşı zemini oluşturmak; samimi olunduğunda, iyi niyet olduğunda, istek olduğunda uzadıkça uzayan bir süreç değildir. Ancak karanlık ilişkiler ve kişisel çıkarlar söz konusu olduğunda süreç sulandırılarak uzatılır. Biz Saadet Partisi olarak üzerimize düşen vazifeyi yapıyor, yeniden hatırlatıyoruz: Dayanışma ve kardeşlik sadece silahların susmasıyla değil, bu coğrafyanın her bir insanının ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal açıdan kendini tam bir iyilik halinde hissetmesiyle gerçekleşir. Kötülüğü zamana yayarak iyiliğe ulaşamazsınız.'
'BİZİM TEKLİFİMİZ MİLLETİN TALEBİDİR'
'Bölgemizde birçok önemli müzakerenin yapıldığı bir dönemde, bizim Meclisimizde de önemli bir konunun müzakeresi yapılıyor. En düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi görüşülüyor. Öncelikle bu '20 bin TL' teklifinin görüşülmesini bile kabul etmiyoruz! Bizim teklifimiz nettir: en düşük emekli aylığı, en azından asgari ücret seviyesine yükseltilmeli; prim ödemelerine göre kademeli bir oranlama yapılmalıdır. Biz bunu kanun teklifi olarak sunduk ve bu konuda başlattığımız imza kampanyamıza da milletimiz çok büyük teveccüh gösterdi. İşte önümdeki klasörlerde, 1 milyon 214 binden fazla imza ile milletimizin desteği var. Arkadaşlar, her bir klasörde 100.000'in üzerinde imza var. Bu kürsüden söyledik, Genel Kurulda milletvekillerimiz dile getirdi, bugün yine araştırma önergesi vereceğiz. Bakınız, 1 milyon 214 binden fazla imza burada hazır! Bunları sadece klasör olarak görmeyin: burada bir milletin FERYADI var! Burada kirasını ödeyemeyen Mehmet Amca'nın İSYANI var! Burada daha ucuz sebze meyve alabilmek için akşam karanlığını bekleyen Ayşe Teyze'nin HÜZNÜ var! Emekli olmasına rağmen, 65 yaşında taş ocağında çalışmak zorunda kalan, çalışırken can veren Ahmet Amca'nın AH'I var! Şimdi, Meclis bir şeye karar verecek: milyonlarca emeklinin talebi, isteği, beklentisi mi olacak, yoksa Mehmet Şimşek'in dediği mi? Bir kere de FED'in imzasına değil, milletin imzasına değer verin!'
'BU İKTİDAR İLE HER ŞEY BEDAVA- HER ŞEY ZOR'
Ama Perşembe'nin gelişi, Çarşamba'dan belli… Bu iktidar, tüm emeklileri sefalette eşitlemek arzusunda. Nereden anlıyoruz? İşte bayram ikramiyesi! Konuşulan rakam ne? Bayram başı '500 lira.' Markete girseniz daha; ilk reyonda, ilk rafta, alacağınız ilk üründe bitecek olan 500 liradan bahsediyoruz! Baktılar, tepkiler yine dinmiyor; bu sefer, 'Adam gibi zam yapamadık ama bazı şeyleri bedava yapalım' dediler. Tiyatroları, müzeleri, ören yerlerini bedava yaptılar. Yani! Artık devlet tiyatrolarında 'Sefilleri' seyretmekte, 'Sefilleri' oynamak da bedava! Evinin önündeki markete, mahallesindeki pazara gidemeyen emekliye, artık Göbeklitepe bedava, Gordion bedava, Hattuşaş, Aspendos, Efes bedava olacak! Orhan Veli'nin meşhur bir şiiri 'Bedava Yaşıyoruz'da dediği gibi: 'Hava bedava, bulut bedava; dere tepe bedava; yağmur çamur bedava, otomobillerin dışı, sinemaların kapısı, camekanlar bedava, peynir ekmek değil ama acı su bedava, kelle fiyatına hürriyet, esirlik bedava.' Orhan Veli bugünleri görseydi, bizim 'EmekliChef' diye dile getirdiğimiz 'Hayalet köftelerini, sabır aşlarını, dönmeyen dönerleri' de listeye alırdı. Diyarbakır'da pazar alışverişinde bir şey alamayan emekli amcamızın gözyaşları içinde söylediği cümle ile söylüyorum: 'Zor, bu iktidar ile çok zor.' Faiz baronları için kolay, ama emeklimiz için zor. İhale sahipleri için kolay, ama asgari ücretli için zor. Ankara'dan dayı bulup birden fazla maaş alan için kolay; ama milyonlarca gencimiz için zor. İktidar; 86 milyon için kolayı zor yapmıştır!'
TÜRKİYE'NİN BORÇLARLA İMTİHANI
'İktidar emekliye, emekçiye verilen zamları kaynak yetersizliği ile açıklıyor. Ancak! Daha geçtiğimiz hafta bu iktidar 20 milyar liralık borca tam 260 milyar lira faiz ödedi. Arkadaşlar dikkatlerinizi arz ediyorum! 20 milyar lira için 260 milyar lira faiz ödendi. Ana paranın tam 13 katı faiz ödendi. Peki iktidarın kaynak 'yok diye' 1062 TL olarak açıkladığı emekli zammının bütçeye maliyeti ne kadar? Sadece 70 milyar lira. Tekrar ediyorum, 20 milyar borç için ödenen 260 milyar lira faiz çok görülmezken, 40 yıl çalışmış milyonlarca emekli için 70 milyar lirayı yük olarak görüyorlar. İşte biz bunun için diyoruz ki; bu ülkede para sorunu yok, faiz sorunu var, bu ülkede kaynak sorunu yok, ahlk sorunu var.
Ödedikçe çoğalan borç. Değerli arkadaşlar, bu kadar faiz ödeniyor, peki borçlar azalıyor mu? Ne yazık ki bizim borçlar ödendikçe çoğalıyor. Seçimden sonra büyük minnet ve ricalarla Londra'dan getirilen, ekonomiyi düzeltecek, enflasyonu bitirecek denilen Sayın Mehmet Şimşek döneminde dış borç 100 milyar dolar arttı! Sayın Şimşek geldiğinde; düşecek denen faiz yükseldi, bitecek denen enflasyon TÜİK'e rağmen bitmedi, dış borç daha da arttı.
Biz bunun neresini düzeltelim? Çünkü iktidar olması gereken ne kadar yanlış varsa yaptı, şimdi doğrusunu bilmiyor. Hani bir fıkra vardır; yaşlı bir teyzemiz hocaya gelip demiş ki; 'Hoca Efendi Yunanistan'da bir kadın evliya çıkmış, kızını Allah için kurban edecekken gökten İsrafil bir keçi getirmiş doğru mu?' Hoca bakmış, teyzecim demiş ben bunun neresini düzelteyim? Yunanistan değil Arabistan, kadın evliya değil İbrahim peygamber, İsrafil değil Cebrail, keçi değil koç.
Şimdi biz de iktidara diyoruz ki, sizin hangi politikanızı düzeltelim; faize değil, alın terine yönelin, ranta değil, üretime yönelin, yolsuzluğa değil, adil bölüşüme yönelin, betona değil, toprağa yönelin, lobilere değil, milli üretime yönelin, harama değil, helale yönelin. Göreceksiniz, o zaman faiz de gider, enflasyon da iner, borç da biter!'
'SAMİMİYSENİZ GELİN BU İLLETİ KÖKÜNDEN SÖKÜP ATALIM'
'Bugün karşımıza çıkan tablo, yıllardır 'neyi düzeltsek' diye bakılan ama hiçbir yerinden doğru tutulmayan çarpık bir sistemin doğal sonucudur. Şimdi bu çarpık düzenin insanımızı nasıl bir uçuruma sürüklediğini konuşacağız. Son günlerde sürekli gündemde sanal bahis ve kumar meselesi var. Sayın Cumhurbaşkanı geçtiğimiz hafta dedi ki: 'Tüm telefonlar artık birer kumarhane olmuş.' Evet, doğrudur! Tüm telefonlar kumarhane gibi olmuş! Fakat Sayın Cumhurbaşkanının bilmediği bir şey var; kamu bankaları da bu kumarhanelerin kasası olmuş. Üç devlet bankasından örnek vereceğim; Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halk Bankası. Hepsinde 'şans oyunları' işlemleri var. Bu bankaların mobil uygulamalarından çok kolay bir şekilde, gerekirse kredi çekerek bile şans oyunu işlemi yapabiliyorsunuz. Çiftçiye kredi vermesi gereken Ziraat Bankası adeta bir kumarhane haline gelmiş; istediğiniz her türlü şans oyununa Ziraat Bankası üzerinden para aktarabilirsiniz. İşte Vakıfbank; adı üzerinde vakıf, bu milletin en önemli manevi kalesi olan vakıftan bahsediyoruz. Ancak bu banka üzerinden de istediğiniz bahis sitesine para yatırabiliyorsunuz. Halk Bankası'nda da durum aynı. Sanal kumarı 'toplumsal bir bela' olarak tanımlayan ve 'eylem planı' hazırladıklarını açıklayan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum; bu bankaları varlık fonuna aktarırken tek bir kararnameniz yetti, bu bankaların yönetim kurullarına çifter maaşlı yönetici atarken tek bir kararnameniz yetti. Eğer sanal bahisle, kumarla, şans oyunlarıyla mücadelede samimiyseniz; gerçekten sizin tabirinizle gençlerimizi, ailelerimizi, ülkemizi bu toplumsal beladan kurtarmak istiyorsanız buradan size çağrıda bulunuyoruz: Bu gece tek bir kararname yayınlayın ve bu rezalete son verin. Kamu bankaları dhil, bankalar üzerinden bahis, kumar, şans oyunlarına para aktarılmasına son verin. Ziraat Bankası şans oyunlarını değil, bu ülkenin çiftçisini, üreticisini desteklemek için kurulmuştur. Halk Bankası sanal bahis lobilerini değil, esnafı, KOBİ'leri desteklemek için kurulmuştur. Hiç kimse kusura bakmasın; ilegali ocak yıkan kumarın legali de ocak yıkar. Genci intihar ettiren kumarın sanalı da intihar ettirir. Ve en önemlisi; çeteler eliyle oynatılan kumar da haramdır, vergilendirilmiş kumar da haramdır. Bir kez daha söylüyoruz; samimiyseniz gelin bu illeti kökünden söküp atalım.'
'ÜÇÜNCÜ SİYONİST KONGRE'Yİ Mİ YAPACAKLAR?'
'Sadece kendi içimizde değil, sınırlarımızın ötesinde de aynı çarpık zihniyetin farklı tezahürleriyle karşı karşıyayız. Gözümüz, kulağımız Gazze'de… Gazze'de sözde ateşkes antlaşmasından bugüne yüzlerce çocuk Siyonist İsrail tarafından katledildi, hava saldırıları devam etti, insani yardım koridorları İsrail'in kontrolünde kaldı. Bizim 'barış gücü gönderin' dediğimiz garantörler; bırakın barış gücünü, Gazze'ye ilaç, ekmek, su gönderemiyor. Bütün bunlar yaşanırken ABD tarafından Gazze Barış Kurulu ve İcra Kurulu üyeleri açıklandı. Yedi kişilik icra kurulunda Irak'ın işgalinde iki numara olan Tony Blair var, Siyonist aşığı, emlakçı ve aynı zamanda Trump'ın damadı Jared Kushner var, bölgemiz hakkında cüretkr açıklamalarda bulunan Marco Rubio var, Trump'ın kendisi var. Arkadaşlar, bunun adı icra kurulu değildir; bunun adı 'Gazze'yi İsrail'e peşkeş çekme' kuruludur. Oluşturulan icra kuruluna ve barış kuruluna baktığımızda söylenebilecek tek şey şudur: 'İlk toplantıyı Basel'de yapın, toplantının adını da 3. Siyonist Kongresi olarak belirleyin.' Çünkü bu kurulun başka hiçbir izahatı yoktur. Bizler Gazze'yi katil İsrail'in, soykırım suçlusu Netanyahu'nun soykırım ve katliamlarına bırakmadığımız gibi, masa başında oynanmaya çalışılan Siyonist oyunlara da bırakmayacağız. Bir kez daha söylüyoruz; Gazze Gazzelilerindir, Gazze nehirden denize Filistinlilerindir.'