Ya Devlet, Hükumet Elinde Bir Canavara Dönüşürse?

Ali Aktaş

03-05-2020 21:09

Ehl-i Kitab Mitolojisine göre Leviathan bir deniz canavarıdır. Thomas  Hobbes 1651'de yayınladığı “Leviathan ya da Bir Din ve Dünya Devletinin İçeriği, Biçimi ve Gücü” isimli eserinde devlet fikrini anlatır. Başlangıçta bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini koruyan devlet zamanla mitolojideki gibi canavarlaşır; hak ve özgürlükleri gasp eden bir varlığa dönüşebilir.

Tam da burada karşımıza “Devlet nedir?” “Hükumet nedir?” soruları geliyor. Öyle ya; devlet bir tüzel kişilik olarak, görünmeyen bir heyula olarak mı hak ve özgürlüklere müdahale ediyor yoksa onu idare eden aygıt mıdır bütün bu toplumsal mühendisliği gerek cebren ve gerekse algı yönetimiyle gerçekleştiren?

Her şeye egemen olan devlet “leviathan” hale gelirse yani canavarlaşıp aslında koruması gerekeni baskılamaya, tek tipleştirmeye veya yok etmeye kalkarsa buna itiraz edenlere “devlet düşmanı” deme hakkına sahip miyiz peki? Muterizleri soruşturmak ve yargılamak ve dahi gerekirse bu devlet düşmanlarını (!) linç etme hakkımız var mıdır?

Bu konuya son dönemde iktidar partisi mensuplarının ve kendisini reisçi olarak adlandıranların iktidarın herhangi bir politikasını eleştirenlere anında “devlet düşmanı” olarak mukabele ederek onların yargılanması ve hatta gerekirse ülkeden sürülmeleri biçiminde gelişen faşist tepkilerin fazlasıyla artmış olması nedeniyle geldik. Kanaatime göre ciddi bir kavşağa doğru ilerliyoruz.

Türk Dil Kurumuna göre devlet “Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık”tır. Hükumet ise “bir ülkenin yönetim kuruluşları, bakanlar kurulu, devlet yönetimi” anlamlarına gelir.

Çok partili siyasal yaşama geçtiğimiz 1946 ve iktidarın seçimle el değiştirdiği 14 Mayıs 1950 tarihlerini hatırlamamız burada önemlidir. Türkiye, iktidarın muhalefet tarafından siyasi denetime tabi tutulduğu bir ülkedir. Yargı da iktidar eliyle oluşan karar ve eylemlere karşı halkı ve hukuku korumaya memurdur.

Yani iktidar seçimle işbaşına gelir, bir süre devleti yönetir, bunu yaparken de muhalefet ve yargı tarafından denetlenir. Ve iktidar devletin kendisi değildir. 1946’da Nuri Demirağ’ın seçim öncesi yayınladığı bir beyannamede İnönü’nün tarafgir davrandığını ve CHP propagandası yaptığını ileri sürmesi ve bu iddiaların Cumhurbaşkanlığı tarafından tekzip edilmiş olması da bize gösteriyor ki İsmet Paşa da bile “devlet benim” “devlet CHP’dir” fikri yokmuş.

AKP'li muhafazakar ve dindarlar seçimle işbaşına gelip devleti yönettiklerinin yani seçimle/süreli olarak halkın emanetini üstlendiklerinin farkında olmadıklarından olsa gerek iktidarlarının herhangi bir tasarrufu karşısında muhalefete "devlet böyle istiyor, yapacaksınız" talimatı verebiliyorlar. Bu durumda devlet dedikleri şeyin kendi iktidarlarının buyruğu olduğunun ve bunun da hem muhalefet ve hem de yargı denetimine tabi olduğunu unutuyorlar.

Öyleyse dünün itirazcısı bugünün devlet adına konuşanı muhafazakarlar öncelikle şuna cevap vermeli: Madem ki devleti yöneten iktidar erki (siyaset ve bürokrasi) isteyince itaat etmemek vatan hainliğidir; 28 Şubat'ta onlar da itaat edip kızlarının başını açaydılar, kurban derilerini THK'ya vereydiler ya? O da devletti bu da devlet onların zihin dünyasına göre. Değilse ikiyüzlülük var demektir.

Muhafazakarlar "AK Parti Devleti" haline dönüştürdükleri yapıya itaat etmememizi istiyorlar. Oysa Erbakan onlara "hadim devlet" "garson devlet" kavramlarını öğretmişti. Hoca "Ceberrut devlet" "ideolojik devlet" ile mücadele etti siyasi yaşamı boyunca. Şimdi bugünün muktedirleri öylesine dönüştüler ki ceberrut oldular, ideoloji dayatır oldular, devleti tanrılaştırıp liderlerine itaat ister oldular.

Buna direneceğiz. Ve bu yanılgı ve haksızlık karşısında susmayacağız.

Ali AKTAŞ