Nerede o eski Ramazanlar?..

Yakup Karahan

25-04-2020 13:07

Merhaba

Bizleri tekrar bir Ramazan ayına daha eriştiren Allah’a hamdolsun.

Soluk aldırmadan devam eden olaylar silsilesiyle, insanoğlunun mükemmel acziyetini derinden derine idrak etmekteyiz. İnanıyorum ki Ramazan’ın kendine has neşesiyle kanayan dizlerimize uzanacak bir elin varlığını da aynı gerçeklikle idrak edeceğiz.

Bu meyanda yeni kurulan Muhabir.com ekibinin de Ramazan’ını tebrik ediyor, başarılı bir yayın hayatı diliyorum.

Nerede o eski Ramazanlar?..

Ramazan deyince pide kuyruklarını, kalabalık iftar sofralarını, iftardan hemen sonra dolup boşalmaya başlayan çay bahçelerini, mukabeleleri, arka saflarda çocukların kikirdediği cemaatle kılınan teravihleri hatırlamamak mümkün mü? Değil tabi. Ama bu sene böyle olmayacak.  Artık büyüklerinin hayıflanmalarına benzer bir hasretle yeni nesil de “nerede o eski Ramazanlar!” diyebilecek.

Tabi bu durum özellikle gürültüden, kalabalıktan, keşmekeşten illallah eden büyükşehir insanınca içe dönmek için bir fırsat olarak görülecek.

Manipülatif bir “küçük resim”

Bu resim beş altı yıl öncesine ait. Israrla üzerine eğildikleri kalpleri büyük resimleri görme/gösterme derdiyle yanan insanların görmesini arzu ediyorum özellikle.

Evveliyatı şöyle:

Ramazan ortalarında bir gün üç beş arkadaş bir iftar ve teravih planı yaptık. Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Pirinç Han’da iftar edecek, çay, sigara, akşam namazı faslından sonra Orhan Camii’nde teravihe dâhil olacaktık (aşırı müminlerdik hepimiz).

İftar saati,  hanın içinde yer kalmadığı için bizi dışarıda, Cumhuriyet Caddesi üzerindeki bir masaya aldılar. Neredeyse yol boyunca dükkânlardan taşmış masalarda tam bir cümbüş var. Ezanla birlikte bir an dinip tekrar hararetlenen müthiş bir gürültü. Çatal bıçak sesleri, konuşmalar, gidip gelen garsonlar müşteriler… 

Burada iftarı yaptıktan sonra planladığımız şekilde teravihi Orhan Camii’nde kılıp günü tamamladık. Camiden dönerken yolum yine Cumhuriyet Caddesinden geçti. Bu sefer gezinen birkaç aile ve grup dışında neredeyse bomboştu. İlerlerken az ötedeki köşe başında bir ailenin durup bir yere baktıklarını gördüm. Başta lokantanın siyah çöp poşetlerini yığdığı tarafta neyi seyrettiklerini anlamamıştım. İlerlerken gittikçe tamamlandı manzara. Kaldırımda oturan ve az sonra konuşmasından Arap olduğunu anladığım bir baba o siyah çöp poşetlerinden domates, ekmek dilimlerini ayıklayıp tek tek kaldırıma diziyor. Rızkını temin etmeye çalıştığı küçük ailesi de hemen yanında: pejmürde kıyafetlerle savaş yerinden çıktığı gibi soluğu burada almış gibi görünen karısı ve kucağında uyuyan bebeği.

Başta dikkatimi o köşeye çeken seyirci ailenin küçük kızı adamın yanına gidip avucundaki bozuklukları eline verdi. O adamın kız çocuğuna bakarken ki gözlerini anlatabilmem mümkün değil.

Demem o ki, biraz dışımıza da dönelim…

Yakup Karahan